📱 İçerikleri yanında taşımak ister misin? Şua mobil uygulaması ücretsiz.
Uygulamayı İndir →
Sponsor 25 Yıllık Tecrübe, Dijital Güç ERP · RPA · Yapay Zekâ Çözümleri kokluce.net
🌙 SUNNAH.COM (PROPHETIC COMMENTARY ON THE QUR'AN (TAFSEER OF THE PROPHET (PBUH)))

The Statement of Allah the Most High: "But when they reached the junction of the two seas, they forgot their fish, and it took its way through the sea as in a tunnel." (V.18:61)

📖 Sunnah.com (Prophetic Commentary on the Qur'an (Tafseer of the Prophet (pbuh)))
حَدَّثَنَا إِبْرَاهِيمُ بْنُ مُوسَى، أَخْبَرَنَا هِشَامُ بْنُ يُوسُفَ، أَنَّ ابْنَ جُرَيْجٍ، أَخْبَرَهُمْ قَالَ أَخْبَرَنِي يَعْلَى بْنُ مُسْلِمٍ، وَعَمْرُو بْنُ دِينَارٍ، عَنْ سَعِيدِ بْنِ جُبَيْرٍ، يَزِيدُ أَحَدُهُمَا عَلَى صَاحِبِهِ وَغَيْرَهُمَا قَدْ سَمِعْتُهُ يُحَدِّثُهُ عَنْ سَعِيدٍ قَالَ إِنَّا لَعِنْدَ ابْنِ عَبَّاسٍ فِي بَيْتِهِ، إِذْ قَالَ سَلُونِي قُلْتُ أَىْ أَبَا عَبَّاسٍ ـ جَعَلَنِي اللَّهُ فِدَاكَ ـ بِالْكُوفَةِ رَجُلٌ قَاصٌّ يُقَالُ لَهُ نَوْفٌ، يَزْعُمُ أَنَّهُ لَيْسَ بِمُوسَى بَنِي إِسْرَائِيلَ، أَمَّا عَمْرٌو فَقَالَ لِي قَالَ قَدْ كَذَبَ عَدُوُّ اللَّهِ، وَأَمَّا يَعْلَى فَقَالَ لِي قَالَ ابْنُ عَبَّاسٍ حَدَّثَنِي أُبَىُّ بْنُ كَعْبٍ قَالَ قَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم ‏"‏ مُوسَى رَسُولُ اللَّهِ ـ عَلَيْهِ السَّلاَمُ ـ قَالَ ذَكَّرَ النَّاسَ يَوْمًا حَتَّى إِذَا فَاضَتِ الْعُيُونُ، وَرَقَّتِ الْقُلُوبُ وَلَّى، فَأَدْرَكَهُ رَجُلٌ، فَقَالَ أَىْ رَسُولَ اللَّهِ هَلْ فِي الأَرْضِ أَحَدٌ أَعْلَمُ مِنْكَ قَالَ لاَ، فَعَتَبَ عَلَيْهِ إِذْ لَمْ يَرُدَّ الْعِلْمَ إِلَى اللَّهِ قِيلَ بَلَى قَالَ أَىْ رَبِّ فَأَيْنَ قَالَ بِمَجْمَعِ الْبَحْرَيْنِ قَالَ أَىْ رَبِّ اجْعَلْ لِي عَلَمًا أَعْلَمُ ذَلِكَ بِهِ ‏"‏‏.‏ فَقَالَ لِي عَمْرٌو قَالَ ‏"‏ حَيْثُ يُفَارِقُكَ الْحُوتُ ‏"‏‏.‏ وَقَالَ لِي يَعْلَى قَالَ ‏"‏ خُذْ نُونًا مَيِّتًا حَيْثُ يُنْفَخُ فِيهِ الرُّوحُ، فَأَخَذَ حُوتًا فَجَعَلَهُ فِي مِكْتَلٍ فَقَالَ لِفَتَاهُ لاَ أُكَلِّفُكَ إِلاَّ أَنْ تُخْبِرَنِي بِحَيْثُ يُفَارِقُكَ الْحُوتُ‏.‏ قَالَ مَا كَلَّفْتَ كَثِيرًا فَذَلِكَ قَوْلُهُ جَلَّ ذِكْرُهُ ‏{‏وَإِذْ قَالَ مُوسَى لِفَتَاهُ‏}‏ يُوشَعَ بْنِ نُونٍ ـ لَيْسَتْ عَنْ سَعِيدٍ ـ قَالَ فَبَيْنَمَا هُوَ فِي ظِلِّ صَخْرَةٍ فِي مَكَانٍ ثَرْيَانَ، إِذْ تَضَرَّبَ الْحُوتُ، وَمُوسَى نَائِمٌ، فَقَالَ فَتَاهُ لاَ أُوقِظُهُ حَتَّى إِذَا اسْتَيْقَظَ نَسِيَ أَنْ يُخْبِرَهُ، وَتَضَرَّبَ الْحُوتُ، حَتَّى دَخَلَ الْبَحْرَ فَأَمْسَكَ اللَّهُ عَنْهُ جِرْيَةَ الْبَحْرِ حَتَّى كَأَنَّ أَثَرَهُ فِي حَجَرٍ ـ قَالَ لِي عَمْرٌو هَكَذَا كَأَنَّ أَثَرَهُ فِي حَجَرٍ، وَحَلَّقَ بَيْنَ إِبْهَامَيْهِ وَاللَّتَيْنِ تَلِيانِهِمَا ـ لَقَدْ لَقِينَا مِنْ سَفَرِنَا هَذَا نَصَبًا قَالَ قَدْ قَطَعَ اللَّهُ عَنْكَ النَّصَبَ ـ لَيْسَتْ هَذِهِ عَنْ سَعِيدٍ ـ أَخْبَرَهُ، فَرَجَعَا فَوَجَدَا خَضِرًا ـ قَالَ لِي عُثْمَانُ بْنُ أَبِي سُلَيْمَانَ ـ عَلَى طِنْفِسَةٍ خَضْرَاءَ عَلَى كَبِدِ الْبَحْرِ ـ قَالَ سَعِيدُ بْنُ جُبَيْرٍ ـ مُسَجًّى بِثَوْبِهِ قَدْ جَعَلَ طَرَفَهُ تَحْتَ رِجْلَيْهِ، وَطَرَفَهُ تَحْتَ رَأْسِهِ، فَسَلَّمَ عَلَيْهِ مُوسَى، فَكَشَفَ عَنْ وَجْهِهِ، وَقَالَ هَلْ بِأَرْضِي مِنْ سَلاَمٍ مَنْ أَنْتَ قَالَ أَنَا مُوسَى‏.‏ قَالَ مُوسَى بَنِي إِسْرَائِيلَ قَالَ نَعَمْ‏.‏ قَالَ فَمَا شَأْنُكَ قَالَ جِئْتُ لِتُعَلِّمَنِي مِمَّا عُلِّمْتَ رَشَدًا‏.‏ قَالَ أَمَا يَكْفِيكَ أَنَّ التَّوْرَاةَ بِيَدَيْكَ، وَأَنَّ الْوَحْىَ يَأْتِيكَ، يَا مُوسَى إِنَّ لِي عِلْمًا لاَ يَنْبَغِي لَكَ أَنْ تَعْلَمَهُ وَإِنَّ لَكَ عِلْمًا لاَ يَنْبَغِي لِي أَنْ أَعْلَمَهُ، فَأَخَذَ طَائِرٌ بِمِنْقَارِهِ مِنَ الْبَحْرِ وَقَالَ وَاللَّهِ مَا عِلْمِي وَمَا عِلْمُكَ فِي جَنْبِ عِلْمِ اللَّهِ إِلاَّ كَمَا أَخَذَ هَذَا الطَّائِرُ بِمِنْقَارِهِ مِنَ الْبَحْرِ، حَتَّى إِذَا رَكِبَا فِي السَّفِينَةِ وَجَدَا مَعَابِرَ صِغَارًا تَحْمِلُ أَهْلَ هَذَا السَّاحِلِ إِلَى أَهْلِ هَذَا السَّاحِلِ الآخَرِ عَرَفُوهُ، فَقَالُوا عَبْدُ اللَّهِ الصَّالِحُ ـ قَالَ قُلْنَا لِسَعِيدٍ خَضِرٌ قَالَ نَعَمْ ـ لاَ نَحْمِلُهُ بِأَجْرٍ، فَخَرَقَهَا وَوَتَدَ فِيهَا وَتِدًا‏.‏ قَالَ مُوسَى أَخَرَقْتَهَا لِتُغْرِقَ أَهْلَهَا لَقَدْ جِئْتَ شَيْئًا إِمْرًا ـ قَالَ مُجَاهِدٌ مُنْكَرًا ـ قَالَ أَلَمْ أَقُلْ إِنَّكَ لَنْ تَسْتَطِيعَ مَعِي صَبْرًا كَانَتِ الأُولَى نِسْيَانًا وَالْوُسْطَى شَرْطًا وَالثَّالِثَةُ عَمْدًا قَالَ لاَ تُؤَاخِذْنِي بِمَا نَسِيتُ وَلاَ تُرْهِقْنِي مِنْ أَمْرِي عُسْرًا، لَقِيَا غُلاَمًا فَقَتَلَهُ ـ قَالَ يَعْلَى قَالَ سَعِيدٌ ـ وَجَدَ غِلْمَانًا يَلْعَبُونَ، فَأَخَذَ غُلاَمًا كَافِرًا ظَرِيفًا فَأَضْجَعَهُ، ثُمَّ ذَبَحَهُ بِالسِّكِّينِ‏.‏ قَالَ أَقَتَلْتَ نَفْسًا زَكِيَّةً بِغَيْرِ نَفْسٍ لَمْ تَعْمَلْ بِالْحِنْثِ ـ وَكَانَ ابْنُ عَبَّاسٍ قَرَأَهَا زَكِيَّةً زَاكِيَةً مُسْلِمَةً كَقَوْلِكَ غُلاَمًا زَكِيًّا ـ فَانْطَلَقَا، فَوَجَدَا جِدَارًا يُرِيدُ أَنْ يَنْقَضَّ فَأَقَامَهُ ـ قَالَ سَعِيدٌ بِيَدِهِ هَكَذَا ـ وَرَفَعَ يَدَهُ فَاسْتَقَامَ ـ قَالَ يَعْلَى ـ حَسِبْتُ أَنَّ سَعِيدًا قَالَ فَمَسَحَهُ بِيَدِهِ فَاسْتَقَامَ، لَوْ شِئْتَ لاَتَّخَذْتَ عَلَيْهِ أَجْرًا ـ قَالَ سَعِيدٌ أَجْرًا نَأْكُلُهُ ـ وَكَانَ وَرَاءَهُمْ، وَكَانَ أَمَامَهُمْ ـ قَرَأَهَا ابْنُ عَبَّاسٍ أَمَامَهُمْ مَلِكٌ ـ يَزْعُمُونَ عَنْ غَيْرِ سَعِيدٍ أَنَّهُ هُدَدُ بْنُ بُدَدٍ، وَالْغُلاَمُ الْمَقْتُولُ، اسْمُهُ يَزْعُمُونَ جَيْسُورٌ مَلِكٌ يَأْخُذُ كُلَّ سَفِينَةٍ غَصْبًا، فَأَرَدْتُ إِذَا هِيَ مَرَّتْ بِهِ أَنْ يَدَعَهَا لِعَيْبِهَا، فَإِذَا جَاوَزُوا أَصْلَحُوهَا فَانْتَفَعُوا بِهَا وَمِنْهُمْ مَنْ يَقُولُ سَدُّوهَا بِقَارُورَةٍ وَمِنْهُمْ مَنْ يَقُولُ بِالْقَارِ، كَانَ أَبَوَاهُ مُؤْمِنَيْنِ، وَكَانَ كَافِرًا فَخَشِينَا أَنْ يُرْهِقَهُمَا طُغْيَانًا وَكُفْرًا، أَنْ يَحْمِلَهُمَا حُبُّهُ عَلَى أَنْ يُتَابِعَاهُ عَلَى دِينِهِ فَأَرَدْنَا أَنْ يُبَدِّلَهُمَا رَبُّهُمَا خَيْرًا مِنْهُ زَكَاةً لِقَوْلِهِ أَقَتَلْتَ نَفْسًا زَكِيَّةً وَأَقْرَبَ رُحْمًا هُمَا بِهِ أَرْحَمُ مِنْهُمَا بِالأَوَّلِ، الَّذِي قَتَلَ خَضِرٌ وَزَعَمَ غَيْرُ سَعِيدٍ أَنَّهُمَا أُبْدِلاَ جَارِيَةً، وأَمَّا دَاوُدُ بْنُ أَبِي عَاصِمٍ فَقَالَ عَنْ غَيْرِ وَاحِدٍ إِنَّهَا جَارِيَةٌ‏"‏‏.‏

İbn Cüreyc anlatıyor: Ya'la bin Müslim ve Amr bin Dinar ve başkaları, Sa'id bin Cübeyr'in rivayetini rivayet ettiler. Sa'id anlatıyor: İbn Abbas'ın evindeyken İbn Abbas, "Bana (herhangi bir soruyu) sor" dedi. Ben de şöyle dedim: "Ey Ebu Abbas! Allah beni sana feda etsin! Kûfe'de Nauf adında bir hikaye anlatıcı var; kendisi (El-Kadir'in sahabesi) Beni İsrail'in Musa olmadığını iddia ediyor." Amr ise bana şöyle dedi: "İbn Abbas dedi ki: "Allah'ın düşmanı Nauf yalan söyledi." Ya'la bana şöyle dedi: "İbn Abbas dedi ki, Ubey bin Ka'b şöyle dedi: Rasulullah (s.a.v.) şöyle buyurdu: 'Bir defasında Allah'ın Resulü Musa, gözleri yaşarıncaya ve kalpleri yumuşayıncaya kadar insanlara vaaz verdi ve bunun üzerine hutbesini bitirdi. Derken bir adam Musa'ya gelerek şöyle sordu: 'Ya Resulullah! Yeryüzünde senden daha bilgili biri var mı?' Musa 'Hayır' diye cevap verdi. Bunun üzerine Allah ona (Musa'ya) öğüt verdi; çünkü o, ilmin tamamını Allah'a atfetmedi. (Allah adına) 'Evet (sizden daha çok bilen bir kulumuz var) denildi. Musa dedi ki: 'Rabbim! O nerede?' Allah, 'İki denizin birleştiği yerde' buyurdu. Musa dedi ki: 'Rabbim! Bana orayı tanıyacağım bir işaret söyle.' " Amr bana şöyle dedi: Allah dedi ki: "Orası balığın seni bırakacağı yer olacaktır." Ya'la bana dedi ki: "Allah (Musa'ya) dedi ki: 'Ölü bir balık al (ve amacın) onun dirileceği yer olacaktır.' "Bunun üzerine Musa bir balık alıp onu bir sepete koydu ve hizmetçisine şöyle dedi: "Seni rahatsız etmek istemiyorum, ancak bu balık senden ayrılır ayrılmaz bana haber vermelisin." (Musa'ya) dedi." Allah'ın bildirdiği gibidir: 'Ve (hatırla) Musa, hizmetçisine şöyle demişti...' (18.60) Yuşa' bin Öğlen. (Said bunu belirtmedi). Peygamber Efendimiz (ﷺ) şöyle buyurdu: "Görevli ıslak bir yerde kayanın gölgesindeyken, Musa uyurken balık (canlı olarak) dışarı kaydı. Görevlisi (kendi kendine) dedi ki: "Ben onu uyandırmayacağım, ama uyanınca ona söylemeyi unuttu. Balık kayıp denize girdi. Allah denizin akışını durdurdu. Balığın bulunduğu yerde izi bir kayanın üzerindeymiş gibi görünüyordu. Amr iki başparmağı ve işaret parmağıyla bir delik açarak bana dedi ki: "Bunun gibi, kayanın üzerindeki izi gibi." Musa dedi ki: "Bu yolculuğumuzda çok yorulduk." (Bu, Sonra geri döndüler ve el-Hadir'i buldular: "Onu denizin ortasında yeşil bir halı üzerinde buldular. El-Kadir, bir ucu ayaklarının altında, diğer ucu başının altında olacak şekilde örtülüydü. Musa selam verince yüzünü açtı ve hayretle şöyle dedi: 'Benim memleketimde böyle bir selam var mı?' Musa, 'Ben Musa'yım' dedi. El-Kadir, 'Sen Beni İsrail'in Musa'sı mısın?' dedi. Musa 'Evet' dedi. El-Kadir, "Ne istiyorsun?" dedi. Musa, 'Sana öğretilen hakikati bana da öğretmen için geldim' dedi. Kadir dedi ki: "Tevrat'ın senin elinde olması ve vahyi sana gelmesi sana yetmez mi ey Musa?" Doğrusu, bende sizin öğrenmemeniz gereken bir bilgi var, siz de benim öğrenmemem gereken bir bilgiye sahipsiniz.' O sırada bir kuş gagasıyla denizden (bir miktar su) aldı: El-Kadir şöyle dedi: 'Vallahi, benim ilmim ve Allah'ın ilminden başka senin ilmin, bu kuşun gagasıyla denizden aldığı gibidir.' Ta ki tekneye bindikleri zamana kadar (18.71). İnsanları bu denizden diğer kıyıya taşıyan küçük bir tekne bulmuşlar. Mürettebat El-Kadir'i tanıdı ve 'Allah'ın salih kulu' dedi. (Sa'id'e "O Kadir miydi?" dedik, "Evet" dedi.) Kayıkçılar, 'Onu ücret karşılığında gemiye almayacağız' dediler. Al-Khadir tekneyi batırdı ve ardından deliği bir tahta parçasıyla kapattı. Musa dedi ki: 'Bu insanları boğmak için mi onu batırdın, gerçekten çok kötü bir şey yaptın. (18.71) (Mücahit dedi. "Musa itiraz ederek öyle söyledi.") El-Kadir dedi ki, bana karşı sabrın olamaz demedim mi?' (18.72) Musa'nın ilk araştırması unutkanlığından, ikincisi onu bir şarta bağlamaktan, üçüncüsü ise kasıtlı olarak yapılmıştır. Musa, 'Unuttuğum şeyin hesabını sormam için beni çağırma ve seninle olan işim yüzünden bana zorluk çıkarma' dedi. (18.73) (Sonra) bir çocuk buldular ve El-Kadir onu öldürdü. Ya'la- şöyle dedi: Sa'id şöyle dedi: 'Çocukları oyun oynarken buldular ve El-Kadir yakışıklı bir kâfir çocuğu yakaladı ve onu yere yatırdı ve sonra onu bıçakla öldürdü. Musa dedi ki: 'Kimseyi öldürmeyen masum bir canı mı öldürdün?' (18.74) Sonra ilerlediler ve yıkılmak üzere olan bir duvar buldular ve El-Kadir onu düzleştirdi. Sa'id elini böyle hareket ettirdi ve şöyle dedi: 'El-Kadir elini kaldırdı ve duvar düzleşti. Ya'la şöyle dedi: 'Sanırım Sa'id şöyle dedi: 'El-Kadir eliyle duvara dokundu ve duvar düzleşti (Musa, El-Kadir'e şöyle dedi): 'Eğer dileseydin bunun için ücret alırdın.' Sa`id, 'Yediğimiz ücretler' dedi. Ve önlerinde öfkeli bir kral vardı" (18.79) Ve önlerinde de vardı. İbn Abbas şunu okudu: 'Onların önünde bir kral vardı.' Said'den başkasının rivayetine göre kralın Hudad bin Budad olduğu söyleniyor. Çocuğun adının Haisur olduğu söyleniyor. 'Her gemiye zorla el koyan bir kral. (18.79) Ben de, eğer o tekne yanından geçerse, kusurundan dolayı onu terk etmesini ve geçtiklerinde onu tamir edip ondan faydalanmalarını diledim. Kimisi o deliği şişeyle kapattıklarını, kimisi de katranla kapattıklarını söyledi. 'Anne-babası mü'mindi, o da kâfirdi ve biz (Kadir), onun inatçı isyan ve küfürle onlara zulmetmesinden korkuyorduk.' (18.80) (Yani, onların O'na olan sevgileri, onları kendi dinine uymaya sevk etsin diye, 'Biz de (Kadir), Rablerinin onu kendilerine daha doğru ve daha merhametli bir kimseyle değiştirmesini istedik' (18:81). Bu, Musa'nın: Sen masum bir canı mı öldürdün?' demesine cevaptı. (18.74). 'Merhamet'e yakın' demek, Kadir'in öldürdüğü kimseye nazaran ona daha merhametli olacakları anlamına gelir. Sa'id, kendilerine bir kız tazminatı ödendiğini söyledi. Davud bin Ebî `Asım birden fazla kişinin yetkisine dayanarak bu çocuğun kız olduğunu söyledi.

Sunnah.com (Prophetic Commentary on the Qur'an (Tafseer of the Prophet (pbuh)))

Sponsor 25 Yıllık Tecrübe, Dijital Güç ERP · RPA · Yapay Zekâ Çözümleri kokluce.net

Benzer Hadisler

"Habbab anlatıyor: Al-`Asi bin Vail Es-Sahmi'ye geldim ve bana borcu olan bir şeyi talep ettim. "Muhammed'i inkar etmedikçe sana (paranı) vermeyeceğim" dedi. "Hayır, sen ölüp sonra..."

— Sunnah.com (Prophetic Commentary on the Qur'an (Tafseer of the Prophet (pbuh)))