📱 İçerikleri yanında taşımak ister misin? Şua mobil uygulaması ücretsiz.
Uygulamayı İndir →
Sponsor 25 Yıllık Tecrübe, Dijital Güç ERP · RPA · Yapay Zekâ Çözümleri kokluce.net
🌙 SUNNAH.COM (PROPHETS)

The story of Al-Khidr with Musa (Moses) alayhis-salam

📖 Sunnah.com (Prophets)
حَدَّثَنَا عَلِيُّ بْنُ عَبْدِ اللَّهِ، حَدَّثَنَا سُفْيَانُ، حَدَّثَنَا عَمْرُو بْنُ دِينَارٍ، قَالَ أَخْبَرَنِي سَعِيدُ بْنُ جُبَيْرٍ، قَالَ قُلْتُ لاِبْنِ عَبَّاسٍ إِنَّ نَوْفًا الْبَكَالِيَّ يَزْعُمُ أَنَّ مُوسَى صَاحِبَ الْخَضِرِ لَيْسَ هُوَ مُوسَى بَنِي إِسْرَائِيلَ، إِنَّمَا هُوَ مُوسَى آخَرُ‏.‏ فَقَالَ كَذَبَ عَدُوُّ اللَّهِ حَدَّثَنَا أُبَىُّ بْنُ كَعْبٍ عَنِ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم ‏"‏ أَنَّ مُوسَى قَامَ خَطِيبًا فِي بَنِي إِسْرَائِيلَ، فَسُئِلَ أَىُّ النَّاسِ أَعْلَمُ فَقَالَ أَنَا‏.‏ فَعَتَبَ اللَّهُ عَلَيْهِ إِذْ لَمْ يَرُدَّ الْعِلْمَ إِلَيْهِ‏.‏ فَقَالَ لَهُ بَلَى، لِي عَبْدٌ بِمَجْمَعِ الْبَحْرَيْنِ هُوَ أَعْلَمُ مِنْكَ‏.‏ قَالَ أَىْ رَبِّ وَمَنْ لِي بِهِ ـ وَرُبَّمَا قَالَ سُفْيَانُ أَىْ رَبِّ وَكَيْفَ لِي بِهِ ـ قَالَ تَأْخُذُ حُوتًا، فَتَجْعَلُهُ فِي مِكْتَلٍ، حَيْثُمَا فَقَدْتَ الْحُوتَ فَهْوَ ثَمَّ ـ وَرُبَّمَا قَالَ فَهْوَ ثَمَّهْ ـ وَأَخَذَ حُوتًا، فَجَعَلَهُ فِي مِكْتَلٍ، ثُمَّ انْطَلَقَ هُوَ وَفَتَاهُ يُوشَعُ بْنُ نُونٍ، حَتَّى أَتَيَا الصَّخْرَةَ، وَضَعَا رُءُوسَهُمَا فَرَقَدَ مُوسَى، وَاضْطَرَبَ الْحُوتُ فَخَرَجَ فَسَقَطَ فِي الْبَحْرِ، فَاتَّخَذَ سَبِيلَهُ فِي الْبَحْرِ سَرَبًا، فَأَمْسَكَ اللَّهُ عَنِ الْحُوتِ جِرْيَةَ الْمَاءِ، فَصَارَ مِثْلَ الطَّاقِ، فَقَالَ هَكَذَا مِثْلُ الطَّاقِ‏.‏ فَانْطَلَقَا يَمْشِيَانِ بَقِيَّةَ لَيْلَتِهِمَا وَيَوْمَهُمَا، حَتَّى إِذَا كَانَ مِنَ الْغَدِ قَالَ لِفَتَاهُ آتِنَا غَدَاءَنَا لَقَدْ لَقِينَا مِنْ سَفَرِنَا هَذَا نَصَبًا‏.‏ وَلَمْ يَجِدْ مُوسَى النَّصَبَ حَتَّى جَاوَزَ حَيْثُ أَمَرَهُ اللَّهُ‏.‏ قَالَ لَهُ فَتَاهُ أَرَأَيْتَ إِذْ أَوَيْنَا إِلَى الصَّخْرَةِ فَإِنِّي نَسِيتُ الْحُوتَ، وَمَا أَنْسَانِيهِ إِلاَّ الشَّيْطَانُ أَنْ أَذْكُرَهُ، وَاتَّخَذَ سَبِيلَهُ فِي الْبَحْرِ عَجَبًا، فَكَانَ لِلْحُوتِ سَرَبًا وَلَهُمَا عَجَبًا‏.‏ قَالَ لَهُ مُوسَى ذَلِكَ مَا كُنَّا نَبْغِي، فَارْتَدَّا عَلَى آثَارِهِمَا قَصَصًا، رَجَعَا يَقُصَّانِ آثَارَهُمَا حَتَّى انْتَهَيَا إِلَى الصَّخْرَةِ، فَإِذَا رَجُلٌ مُسَجًّى بِثَوْبٍ، فَسَلَّمَ مُوسَى، فَرَدَّ عَلَيْهِ‏.‏ فَقَالَ وَأَنَّى بِأَرْضِكَ السَّلاَمُ‏.‏ قَالَ أَنَا مُوسَى‏.‏ قَالَ مُوسَى بَنِي إِسْرَائِيلَ قَالَ نَعَمْ، أَتَيْتُكَ لِتُعَلِّمَنِي مِمَّا عُلِّمْتَ رَشَدًا‏.‏ قَالَ يَا مُوسَى إِنِّي عَلَى عِلْمٍ مِنْ عِلْمِ اللَّهِ، عَلَّمَنِيهِ اللَّهُ لاَ تَعْلَمُهُ وَأَنْتَ عَلَى عِلْمٍ مِنْ عِلْمِ اللَّهِ عَلَّمَكَهُ اللَّهُ لاَ أَعْلَمُهُ‏.‏ قَالَ هَلْ أَتَّبِعُكَ قَالَ ‏{‏إِنَّكَ لَنْ تَسْتَطِيعَ مَعِيَ صَبْرًا * وَكَيْفَ تَصْبِرُ عَلَى مَا لَمْ تُحِطْ بِهِ خُبْرًا‏}‏ إِلَى قَوْلِهِ ‏{‏إِمْرًا‏}‏ فَانْطَلَقَا يَمْشِيَانِ عَلَى سَاحِلِ الْبَحْرِ، فَمَرَّتْ بِهِمَا سَفِينَةٌ، كَلَّمُوهُمْ أَنْ يَحْمِلُوهُمْ، فَعَرَفُوا الْخَضِرَ، فَحَمَلُوهُ بِغَيْرِ نَوْلٍ، فَلَمَّا رَكِبَا فِي السَّفِينَةِ جَاءَ عُصْفُورٌ، فَوَقَعَ عَلَى حَرْفِ السَّفِينَةِ، فَنَقَرَ فِي الْبَحْرِ نَقْرَةً أَوْ نَقْرَتَيْنِ، قَالَ لَهُ الْخَضِرُ يَا مُوسَى، مَا نَقَصَ عِلْمِي وَعِلْمُكَ مِنْ عِلْمِ اللَّهِ إِلاَّ مِثْلَ مَا نَقَصَ هَذَا الْعُصْفُورُ بِمِنْقَارِهِ مِنَ الْبَحْرِ‏.‏ إِذْ أَخَذَ الْفَأْسَ فَنَزَعَ لَوْحًا، قَالَ فَلَمْ يَفْجَأْ مُوسَى إِلاَّ وَقَدْ قَلَعَ لَوْحًا بِالْقَدُّومِ‏.‏ فَقَالَ لَهُ مُوسَى مَا صَنَعْتَ قَوْمٌ حَمَلُونَا بِغَيْرِ نَوْلٍ، عَمَدْتَ إِلَى سَفِينَتِهِمْ فَخَرَقْتَهَا لِتُغْرِقَ أَهْلَهَا، لَقَدْ جِئْتَ شَيْئًا إِمْرًا‏.‏ قَالَ أَلَمْ أَقُلْ إِنَّكَ لَنْ تَسْتَطِيعَ مَعِيَ صَبْرًا‏.‏ قَالَ لاَ تُؤَاخِذْنِي بِمَا نَسِيتُ وَلاَ تُرْهِقْنِي مِنْ أَمْرِي عُسْرًا، فَكَانَتِ الأُولَى مِنْ مُوسَى نِسْيَانًا‏.‏ فَلَمَّا خَرَجَا مِنَ الْبَحْرِ مَرُّوا بِغُلاَمٍ يَلْعَبُ مَعَ الصِّبْيَانِ، فَأَخَذَ الْخَضِرُ بِرَأْسِهِ فَقَلَعَهُ بِيَدِهِ هَكَذَا ـ وَأَوْمَأَ سُفْيَانُ بِأَطْرَافِ أَصَابِعِهِ كَأَنَّهُ يَقْطِفُ شَيْئًا ـ فَقَالَ لَهُ مُوسَى أَقَتَلْتَ نَفْسًا زَكِيَّةً بِغَيْرِ نَفْسٍ لَقَدْ جِئْتَ شَيْئًا نُكْرًا‏.‏ قَالَ أَلَمْ أَقُلْ لَكَ إِنَّكَ لَنْ تَسْتَطِيعَ مَعِيَ صَبْرًا‏.‏ قَالَ إِنْ سَأَلْتُكَ عَنْ شَىْءٍ بَعْدَهَا فَلاَ تُصَاحِبْنِي، قَدْ بَلَغْتَ مِنْ لَدُنِّي عُذْرًا‏.‏ فَانْطَلَقَا حَتَّى إِذَا أَتَيَا أَهْلَ قَرْيَةٍ اسْتَطْعَمَا أَهْلَهَا فَأَبَوْا أَنْ يُضَيِّفُوهُمَا فَوَجَدَا فِيهَا جِدَارًا يُرِيدُ أَنْ يَنْقَضَّ مَائِلاً ـ أَوْمَأَ بِيَدِهِ هَكَذَا وَأَشَارَ سُفْيَانُ كَأَنَّهُ يَمْسَحُ شَيْئًا إِلَى فَوْقُ، فَلَمْ أَسْمَعْ سُفْيَانَ يَذْكُرُ مَائِلاً إِلاَّ مَرَّةً ـ قَالَ قَوْمٌ أَتَيْنَاهُمْ فَلَمْ يُطْعِمُونَا وَلَمْ يُضَيِّفُونَا عَمَدْتَ إِلَى حَائِطِهِمْ لَوْ شِئْتَ لاَتَّخَذْتَ عَلَيْهِ أَجْرًا‏.‏ قَالَ هَذَا فِرَاقُ بَيْنِي وَبَيْنِكَ، سَأُنَبِّئُكَ بِتَأْوِيلِ مَا لَمْ تَسْتَطِعْ عَلَيْهِ صَبْرًا‏"‏‏.‏ قَالَ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم ‏"‏ وَدِدْنَا أَنَّ مُوسَى كَانَ صَبَرَ، فَقَصَّ اللَّهُ عَلَيْنَا مِنْ خَبَرِهِمَا ‏"‏‏.‏ قَالَ سُفْيَانُ قَالَ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم ‏"‏ يَرْحَمُ اللَّهُ مُوسَى، لَوْ كَانَ صَبَرَ يُقَصُّ عَلَيْنَا مِنْ أَمْرِهِمَا ‏"‏‏.‏ وَقَرَأَ ابْنُ عَبَّاسٍ أَمَامَهُمْ مَلِكٌ يَأْخُذُ كُلَّ سَفِينَةٍ صَالِحَةٍ غَصْبًا، وَأَمَّا الْغُلاَمُ فَكَانَ كَافِرًا وَكَانَ أَبَوَاهُ مُؤْمِنَيْنِ‏.‏ ثُمَّ قَالَ لِي سُفْيَانُ سَمِعْتُهُ مِنْهُ مَرَّتَيْنِ وَحَفِظْتُهُ مِنْهُ‏.‏ قِيلَ لِسُفْيَانَ حَفِظْتَهُ قَبْلَ أَنْ تَسْمَعَهُ مِنْ عَمْرٍو، أَوْ تَحَفَّظْتَهُ مِنْ إِنْسَانٍ فَقَالَ مِمَّنْ أَتَحَفَّظُهُ وَرَوَاهُ أَحَدٌ عَنْ عَمْرٍو غَيْرِي سَمِعْتُهُ مِنْهُ مَرَّتَيْنِ أَوْ ثَلاَثًا وَحَفِظْتُهُ مِنْهُ‏.‏

Sa'id bin Cübeyr anlatıyor: İbn Abbas'a dedim ki: "Nauf Al-Bukah, El-Kadir'in arkadaşı Musa'nın İsrailoğullarının Musa'sı (peygamberi) değil, başka bir Musa olduğunu iddia ediyor." İbn Abbas şöyle dedi: "Allah'ın düşmanı (yani Nauf) yalan söyledi. Ubey bin Ka'b bize Peygamber Efendimiz'in (ﷺ) şöyle dediğini anlattı: 'Musa ayağa kalktı ve Beni İsrail'e hitap etti. Ona halkın en bilgili adamının kim olduğu soruldu. O, 'Ben' dedi. Allah, kendisine mutlak ilim nisbet edilmemesi konusunda onu uyarmıştır. Bunun üzerine Allah ona, 'Evet, iki denizin birleştiği yerde, senden daha bilgili bir kulum vardır' dedi. Musa dedi ki: 'Rabbim! Onunla nasıl tanışabilirim?' Allah, 'Bir balık al ve onu büyük bir sepete koy, onu balığı kaybettiğin yerde bulursun' buyurdu. Musa bir balık aldı ve onu bir sepete koydu ve (hizmetçi) oğlu Yuşa bin Noun ile birlikte başlarını koydukları (yani uzandıkları) kayaya varıncaya kadar ilerlediler. Musa uyudu ve sepetten çıkan balıklar denize düştü. Bir tünel gibi (düz) denize doğru yol aldı. Allah balığın üzerinden su akışını durdurdu ve balık bir yay gibi oldu (Peygamber Efendimiz (s.a.v.) bu kemeri eliyle işaret etti). Gecenin geri kalanında yolculuk yaptılar ve ertesi gün Musa oğluna (hizmetçisine) şöyle dedi: 'Bize yemeğimizi ver, çünkü bu yolculuğumuzda gerçekten çok yorulduk.' Musa, Allah'ın aramasını emrettiği o yerden geçene kadar hiç yorulmadı. Oğlu (hizmetçisi) ona şöyle dedi: 'Biz o kayanın yanında otururken balığı unuttuğumu, onu bana şeytandan başkasının unutturmadığını ve balığın şaşılacak bir şekilde denize doğru yolunu aldığını biliyor musun?' Demek balıklar için bir yol vardı ve bu onları hayrete düşürdü. Musa, 'Biz de bunu arıyorduk' dedi. Böylece ikisi de kayaya ulaşana kadar ayak izlerini takip ettiler. Orada bir elbiseye bürünmüş bir adamın yattığını gördüler. Musa onu selamladı ve o da şöyle dedi: 'Sizin topraklarınızda insanlar birbirlerini nasıl selamlıyorlar?' Musa, 'Ben Musa'yım' dedi. Adam, 'Beni İsrail'in Musa'sı mı?' diye sordu. Musa, "Evet, Allah'ın sana öğrettiği şeylerden bana da öğretmen için sana geldim" dedi. Dedi ki: 'Ey Musa! Ben, Allah'ın bana öğrettiği ve sizin bilmediğiniz bazı Allah ilmlerine sahibim; siz ise, Allah'ın size öğrettiği ve benim bilmediğim bazı Allah ilmlerine sahipsiniz.' Musa, 'Seni takip edebilir miyim?' diye sordu. 'Ama sen bana karşı sabredemeyeceksin. Anlayamayacağın şeylere nasıl sabredersin?' dedi. (Musa, 'Allah dilerse beni gerçekten sabırlı bulacaksın ve hiçbir konuda sana isyan etmeyeceğim' dedi.) İkisi de deniz kıyısında yürümeye başladılar, yanlarından bir tekne geçti ve teknenin mürettebatından kendilerini gemiye almalarını istediler. Mürettebat Al-Khadir'i tanıdı ve onları ücretsiz olarak gemiye aldılar. Kayığa bindikleri sırada bir serçe gelip teknenin kenarında durmuş ve gagasını bir iki kez denize daldırmış. Kadir, Musa'ya şöyle dedi: 'Ey Musa! Benim ilmim ve senin ilmin Allah'ın ilminden, bu serçenin gagasıyla deniz suyunu eksilttiği kadar eksilmemiştir.' Sonra aniden El-Kadir bir keser aldı ve bir kalas kopardı ve Musa keserle bir kalas koparana kadar bunu fark etmedi. Musa ona, 'Ne yaptın? Hiçbir ücret talep etmeden bizi gemiye aldılar; fakat siz, yolcularını boğmak için onların teknesinde kasten bir delik açtım. Gerçekten sen çok kötü bir şey yaptın.' El-Kadir şöyle cevap verdi: 'Bana karşı sabırlı olamayacağını sana söylemedim mi?' Musa şöyle cevap verdi: 'Unuttuğum şeyden dolayı beni suçlama ve hatamdan dolayı bana zorluk çıkarma.' Musa'nın ilk mazereti unutmuş olmasıydı. Denizden çıktıklarında diğer çocuklarla oynayan bir çocuğun yanından geçtiler. El-Kadir oğlanın kafasını tuttu ve eliyle bu şekilde kopardı. (Alt anlatıcı Süfyan parmak uçlarıyla sanki meyve koparıyormuş gibi işaret etti.) Musa ona şöyle dedi: "Hiç kimseyi öldürmeyen masum bir insanı mı öldürdün? Gerçekten çok korkunç bir şey yaptın." El-Kadir şöyle dedi: "Bana karşı sabırlı kalamayacağını sana söylememiş miydim?' Musa şöyle dedi: "Bundan sonra sana bir şey sorarsam benimle birlikte gelme. Benden bir mazeret aldın. ' Sonra ikisi de bir köye varıncaya kadar devam ettiler ve orada yaşayanlardan odun istediler ama onları misafir olarak ağırlamayı reddettiler. Sonra orada yıkılmak üzere olan bir duvar gördüler (ve Al Khadir onu sadece elleriyle dokunarak onardı). (Alt anlatıcı Süfyan, elleriyle işaret ederek, El-Kadir'in ellerini duvarın üzerinden yukarı doğru nasıl geçirdiğini resmetti.) Musa şöyle dedi: "Bunlar, çağırdığımız insanlardır, ama bize ne yiyecek verdiler, ne de misafir olarak ağırladılar, ama siz onların duvarlarını onardınız. Eğer dilerseniz bunun için ücret alabilirdiniz." El-Kadir, "Bu seninle benim aramızın ayrılmasıdır ve sana sabredemediğin şeylerin açıklamasını anlatacağım" dedi. Peygamber (ﷺ) şöyle devam etti: "Keşke Musa'nın sabretmesini ve bu sayede Allah'ın onların kıssasını bize daha fazla anlatmasını istiyorduk. (Yardımcı anlatıcı Süfyan, Peygamber Efendimiz (ﷺ)'in şöyle dediğini söylemiştir: "Allah Musa'ya rahmet etsin! Eğer sabretseydi, onların durumu hakkında bize daha fazla bilgi verilirdi.")

Sunnah.com (Prophets)

Sponsor 25 Yıllık Tecrübe, Dijital Güç ERP · RPA · Yapay Zekâ Çözümleri kokluce.net

Benzer Hadisler

"İbn Abbâs şöyle demiştir: O, Musa'nın arkadaşı hakkında Hur bin Kays el-Fazari ile ayrılığa düştü. İbn Abbas onun El-Kadir olduğunu söyledi. Bu sırada Ubey bin Ka'b onların yanında..."

— Sunnah.com (Prophets)

"Ebu Hureyre'den rivayet edilen: Peygamber (ﷺ) şöyle buyurdu: "El-Kadir, çorak beyaz bir arazi üzerinde oturduğu için bu ismi almıştır, (üzerine oturduktan sonra orası ağaçlarla yeş..."

— Sunnah.com (Prophets)